Copyright 2008©
 

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ DESTANI

          Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,                          (kesif:sık,yoğun)
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı!                            (hayâ:utanma)          
Nerde – gösterdiği vahşetle “Bu: Bir Avrupalı”               (tahaşşüd,birikme)
Dedirir – yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi !                     
Eski Dünyâ, Yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,                 (akvam:kavimler)
Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.
Yedi iklîmi cihânın duruyor karşında,
Ostralya’yla berâber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
Hani, tâûna da züldür bu rezil istîlâ!                                     (taun:veba)
Âh o yirminci asır yok mu, o mahlûk-ı asîl,              (zül:alçalma)
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyla sefîl,                     
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşına;                       
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…
Medeniyet denilen kahpe, hakîkat yüzsüz.
Sonra mel’ûndaki tahrîbe müvekkel esbâb,                        (mel’ûn:lanetlenmiş)
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.      (müvekkel:vekil tayin edilen)
 
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;                                        (sâika:yıldırım)
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;                                  (a’mâk:derinlik)       
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;                   
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.                      
Yeni altında cehennem gibi binlerce lağam;
           Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.                        
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur ankâz-ı beşer…
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vâdîlere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
 Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te’sis-i İlâhi o metin istihkâm.                                  (istihkâm:sağlamlık)
 Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,                                (mevki-i müstahkem:
Beşerin azmini tevkif edemez sun’-ı beşer;                         sağlamlaştırılmış yer.)
Bu göğüslerle Hudâ’nın ebedî serhaddi;                             (tevkif:durdurma)
“ O benim sun’-ı bedîim, onu çiğnetme!” dedi                     (sun:san’at)
Âsım’ın nesli… Diyordum ya… nesilmiş gerçek:               (bedîi:güzel)
İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.                        (serhad:sınır)
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…                    (şüheda:şehitler)
O, rükû olmasa, dünyada eğilmez başlar,                            (rüku:öne eğilme)
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor;
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
  Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
           Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
            Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd’i…
            Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanslı idi.
            Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
            “Gömelim gel seni târihe!” desem, sığmazsın.
            Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…                (herc ü merc:kargaşa)
Seni ancak ebediyetler eder istîâb.                                      (edvar:devirler)
“Bu, taşındır” diyerek Kâ’be’yi diksem başına;                 (istiab:içine alma)
Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ nâmıyle,                         (rida:örtü)
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;                         (lahd:mezar)
Mor bulutlarla açık türmene çatsam da tavan,                   (ecram:cisimler)
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;              
Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;             
Gündüzün fecr ile âvîzeni lebrîz etsem;                               (fecr:sabah aydınlığı)
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…                  (lebriz:ağzına kadar dolu)
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
 Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini,                (ehl-i salîb:Hristiyan alemi) 
Şarkın en sevgili sultânı Salahâddîn’i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayrân…                   (iclal:büyüklük,yücelik)
Sen ki, İslâm’ı kuşatmış boğuyorken hüsrân,
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki,ruhunla berâber gezer esrâmı adın;
Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın… Heyhât,
            Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…
Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber. 

Metin-2 - Doğuya Has Macera MMOG - Doğuya Has Macera MMOG
Bilgileriniz sistemimize kaydedilmektedir.
ONLİNE ZİYARETÇİ SAYISI:

 
Bugün 1 ziyaretçi (14 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
BU SİTEDEN ALINTI YAPMAK KESİNLİKLE YASAKTIR! SİTEMİZDE YAYINLANAN FOTOĞRAFLAR VE DİĞER İÇERİKLER 5846 SAYILI KANUN GEREĞİ ADMİNDEN İZİNSİZ ALINAMAZ,KULLANILAMAZ YA DA ÇOĞALTILAMAZ.